İŞTE GELDİM BURDAYIMM :)

Görsel

Uzun mu uzun,yorucu mu yorucu,eğlenceli mi eğlenceli bir yaz tatili sonunda yine buradayım işteeee 🙂 hoşbulduk,sefa bulduk.Bu süre zarfındaki halim aynen resimdeki gibiydi.Yolculuklar,müzik,eğlence ama en önemlisi yine yeni yerler ,yeni mekanlar keşfetmiş,yaşamış olmak…Ahir ömrümde dünya güzelliklerinden biraz daha nasiplendim yani 🙂 Tatil dönüşü kendimi ancak toparlamışken hemencecik bi merhaba yazayım dedim.Özlemişim beee :))

Şİmdi,önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım o kadar çok şey var ki….Hangi kitapları okuduk,tatile nerelere gittik,nerede hangi etkinliğe katıldık….vs….  🙂 

Yeniden dönmek güzel….En kısa zamanda tekrar görüşürüz…

                                               YANG 🙂

Kendimize dönmek…

indir (1)

 

“İkimiz de birer insan arıyoruz,kendi insanımızı…”diyor Sabahattin Ali.Yaşarken alabildiğine uzun,ama arkamıza dönüp bakınca bir o kadar kısa olan hayatımızda “İnsanımızı” aramak ne kadar zor!Aramaktan daha da zor olanı belki de hiç bulamamak,ama ondan da zoru  bulduğunu zannetmek bence…Bir zamanlar gözünüzü karartan sevginin,biçim değiştirmesi ve kayıp gitmesi avuçlarınızdan…İşte burada yalnızlaşmaya başlıyor insan.Yavaş yavaş azalıyor dokunmalar,içten kahkahalar…Çoğaldıkça beklentiniz,artıyor hayal kırıklıklarınız.Önemliler önemsizleşiyor,sıradanlaşıyor bir zamanlar tanrıya dua ettiğiniz anlar…Bir kere oluşmaya başlayınca içimizde bu boşluk,dolmuyor işte!Her anınızdan besleniyor büyümek için.Aynı bakamamak birlikte yaşadığın hayata ve zevk almamak tüketilen zamandan,hep yarım kalmak ve bunu tamamlayamamak artık…Sınırları çiziyor  iki insan arasına…Ve başlıyor dönüş kendi içine.Ama bu kez daha sancılı,yitirmişliğin acısıyla pişman geçen zamana…Her zamanki gibi;ortada olmak ne acı!Ne yeniden arama gücü bulabilmek kendi insanını,ne de kabul edebilmek geleceğin de böyle geçeceğini…

                                                             YANG

Özlenenlere…

geç-kalmak

 

  Ne kadar dayanıksızız bazen anılara karşı…Geriye dönüp bakmadan edemiyor belki de insan… Belki de ben…

Bazen bir şarkı bazen de bir anlık sessizlik…Gelip oturuyor işte göğsünün tam ortasına!

Anlar geçiyor gözünden,hisler karmaşası…Ayıramayacağım  kadar çoğalmışlar sanki…

Birilerine demek istediklerim ama sustuğum anlarla dolmuş içim…Ya da mutluluk çığlıklarımla…

Islatacak kadar yastığımı  gözyaşım olmuş biriktirdiğim…Son nefesimde yüzüme yerleşecek kadar büyük gülümsemelerim…

Bir an özlediğim aklımda kalan ama hangisi…

Bir gece,bir koku,bir çift göz unutamadığım…

Bir mucizeyi izler gibi izlediğim, nefesimi kesen bir yüz  uykusunda…

Bensizliğini düşündüklerim ya da onsuzlukla başedemediklerim…

Ne ağır zamanın kattıklarını taşımak her geçen gün yorulan omuzlarında..

Ne ağır özlemek…

Özledim işte!!!

                           YANG

 

 

Bir sabah uyandığında….

images

 

   Bir gün ansızın düşer içine ömür sancısı…Ellerine düşen lekeler,yüzüne yerleşen çizgiler ve gözlerine oturan hüzün kadar yavaş olmasa da süreç,hepsinden daha ağır gelir  kabullenmek geçtiğini bir ömrün…Her detay gelmez belki aklına ama unutmazsın en derin acılarını da mutluluğunu da…Zamanla bizden kopanlar ve bize katılanlar eşlik eder bu yolda hüznümüze…Ortada olmak ne acı…Ellerimizden kayıp gidenleri yaşatırken bir tarafımız,bize katılanların mutluluğunu da yaşar…

Bir sabah uyandığımızda herşey yabancı gelebilir bize…Bir yüz belki anılarda kalan,belki de bir an…Savunduklarımız yabancı gelir,kendi hayatımız belki de…İşte tam da burada sorarız kendimize “nasıldı benim hayat yolum?”

Belki de verilebilecek en güzel cevap, bizim başkalarının hayat yolunda nasıl izler bıraktığımızdır…”Gerçek kendimizi” en saf haliyle gördüğümüz an olur işte bunu görmek…Kendi hayat yolumuzu nasıl doldurduğumuzu ya da nasıl umarsızca sonuna koştuğumuzu görmek…Katılanlar ve kopanlardaki izleri görmek…

Bir ömrün geçtiğini kabullenmek zaten acı….Bari ömrümüzü dolduranlardan olmasın pişmanlığımız….

                                                                                                                                                                          YANG…..

 

Bitanecik dostuma…

dost

 

“Dostum” diyorum çünkü tanışmamızın üzerinden tam on yıl geçti ve bu on yılda olanları,yaşadıklarımızı tam bir özet geçiyor sanki yukarıdaki…Bazen o üstlendi bu görevleri bazen ben …Ama kimin olduğunun  ne önemi var ki…Bizi on yıla taşıyan ve on yıllara taşıyacak olan şey,beklentisiz olmamız…Karşılıksız olmamız….doğal olmamız…Dost olmamız…..Ve bu gün dostumun doğum günüüüüüüü!!!!!!!!!!!!şimdi düşünüyorum da;

İYİ Kİ DOĞDUN AYŞEGÜÜÜÜÜL! ….:)

YANG:)

Sessizliği bozma senfonisi….

imagesİlk yazım senin için abla🙂

Küçükken okumaktan bıkmadığım bir kitapta geçen cümleyi hatırladım geçen gün.

“Sessizlik kaygılandırıyorsa,bozulmalıdır.”

Algıda seçicilik var ya hemen dikkatimi çekmiş o zamanlar.

Çünkü ben küçük bir kız çocuğuyken genelde dinlemeyi ve sessizliği severdim.

Ablamın şen şakrak gülüşlerinin bozduğu sessizlikler vardı evimizde.

Şİmdi size soruyorum.dönüp bakın bakalım bir hayatınıza,

ne kadar sessizlikler biriktirmişsiniz içinizde.

Günümüzde daha çok metropol bir hayata sahip insanlar bir sessizlik arayışındalar.

Aslında o bir sessizlik arayışı değil,sessizliği bozma arayışı gibi…

yada kendi iç sesimizin getirdiği sakinlik arayışı mesela…

Çünkü sessizlik ürkütücüdür,ölümü hatırlatır.

Ölümse yalnızlığı ve kaybetmeyi…

Diyorum ki tamamen sessizliğe bürünmeden,

çocuklarımızın sessizliği hissetmeye bile fırsat vermedikleri uğraşlarından şikayet etmeyelim….

Onca taşıt sesinin içinde kaybolup gitmiş sessiz insanlar olmayalım.

birilerinin sessizliğimizi bozmasına izin verelim.

E hadi abla boz artık şu sessizliği:)

  P.S : sessizliğinizi alıp götüren insanların hayatınızda olması dileğiyle….                                

                                                                                                                                                              YIN

 

CANYOLDAŞIM’A…..

images

Ne zaman okuyacağını bilmediğim bir yazı yazıyorum sana…İnsan yıllar geçtikçe hayatına farklı anlamlar yüklüyor sanki.Bundan on beş yıl önce başlamıştın sen benim hayatımı anlamlandırmaya.Büyüdüğüm seneler oldun,titreyen ellerim…Hızla çarpan kalbim oldun….İşte tam da burası…KALBİM oldun…Güldüren,özleten,ağlatan kalbim.Seneler geçtikçe değişti sıfatların bir bir.Kocam oldun,çocuğuma baba oldun…Suskunluğum oldun kimi zaman,ya da en büyük kahkaham…Hem yıkıp geçen oldun,hem yıkıntılarımı toplayan…

Şimdi dön bir bak!Hayatın anlamı nedir….Yıllarım senin hatıranla anlamlı,evim sen varsan…Yatağım seninle huzurlu,ruhum   sen varsan…Ve ben bir kez daha şükrediyorum senin varlığına..İyi ki varsın canyoldaşım…İyi ki doğdun…

YANG

Bir ergen dizisinden çıkarılan ders…

Biliyorsunuz bizim ülkemizde akşam üzeri televizyonda izlenecek pek bir seçenek yok kadın programları ve dizi tekrarlarından dolayı. Ben de bu saatte televizyon izlemek istiyorsam herhangi bir yabancı program ya da dizi bulup onu izliyorum.

Geçenlerde yine böyle bir günde CNBC-e de yayınlanmaya başlanan yeni dizi The Carrie Diaries ‘ e denk geldim. Sex and the City ‘ nin ünlü karakteri Carrie Bradshaw’ ın gençlik hallerinin anlatıldığı bir diziymiş. Bu kısmı beni pek ilgilendirmiyor açıkçası. Ama izlediğim bölüm bittikten sonra kendimi tuhaf hissettim. Annelerini kaybetmiş iki genç kızın birbirlerine bakış açıları ve ne olursa olsun kızlarını korumaya çalışan bir baba.. Bunun yanında bir çok yabancı dizi de rastlayamadığımız bir olgu : Ailenin önemi.  Bizim kültürümüze uymayan bir çok yanı var elbette. Amacım bunları tartışmak değil ama sürekli televizyonlarda dolaşan amaçsız ve gereksiz bir çok Türk dizilerinden sonra yabancı bir dizide böyle bir konunun işlenmesi de şaşırtıcı…

YIN

%d bloggers like this: