Let the holiday begin!!  Akçay-Altinoluk-Edremit-Burhaniye

  • Uzuuun bir aradan sonra tekrar merhaba 🙂 hayatin telaşına düştük unuttuk yazmayı. Fırsat yaratmadan olmayacak. Gittigim yerleri yazmayı en cok da hatira kalmasından dolayı istiyorum. Sıcağı sıcağına yazmak gerek ki detaylar unutulmasin. Evet bu tatilimizde ki ilk duragimiz  Balikesir’in Altinoluk Akçay beldesiydi. Tek bir avantajından bahsedip direk dezavantajlara geciyorum 😁 Havası cok iyi nemli degil kesinlikle güney gibi sicak da degil. Gece klimasiz rahat uyuyabilirsiniz. Eger ki kendinize özel yazliginiz varsa bu daha da iyi. Dezavantaj olarak 1.madde Kalabaliiiiik. Bu nedir arkadas bütün Istanbul akın etmis. Küçücük bir mahalleye bir ilin akın ettiğini düşünün. Park problemleri bir yandan kalacak yer problemi bi yandan. Allahtan biz önceden ayarlamistik. Denizi soğuk ve güzel ama kumsal yok. Arkadaş ben de kumun hastayım. Kum olmadan olmuyor. Akçay ve Altınoluk daha cok genclere hitap ediyor. Bekar genclere diyelim. Velhasıl cok da bizi acmadi. Biz minik ailemizle sessiz sakin kumlu denizli bir yer arıyoruz. O yüzden  çıktık  yola Burhaniye’ye. Ören plaji. Kesinlikle uğrayın derim. Suyu buz gibi kumlari cok sicak. Tam bir aile yeri. Wc duş hersey mevcut. Yemekler güzel ve uygun fiyata. Sabahtan aksama kalabilirsiniz.  Bahsetmek istedigim bir diğer konuysa YASA tesisleri. Hem Susurluktakinde hem de Akçay dakinde yemek yedim. Kesinlikle çiğborek yiyin derim. Mikemmeldi. Herşey cok profesyonel. Ev yapımı limonatasini kesinlikle tadın derim. Artık limonata uzmani olarak tavsiye ederim ;);) şimdilik notlarimiz bu kadar..bizi okumaya devam edin..

Advertisements

İŞTE GELDİM BURDAYIMM :)

Görsel

Uzun mu uzun,yorucu mu yorucu,eğlenceli mi eğlenceli bir yaz tatili sonunda yine buradayım işteeee 🙂 hoşbulduk,sefa bulduk.Bu süre zarfındaki halim aynen resimdeki gibiydi.Yolculuklar,müzik,eğlence ama en önemlisi yine yeni yerler ,yeni mekanlar keşfetmiş,yaşamış olmak…Ahir ömrümde dünya güzelliklerinden biraz daha nasiplendim yani 🙂 Tatil dönüşü kendimi ancak toparlamışken hemencecik bi merhaba yazayım dedim.Özlemişim beee :))

Şİmdi,önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım o kadar çok şey var ki….Hangi kitapları okuduk,tatile nerelere gittik,nerede hangi etkinliğe katıldık….vs….  🙂 

Yeniden dönmek güzel….En kısa zamanda tekrar görüşürüz…

                                               YANG 🙂

UNITED KINGDOM- EXETER

Exeter İngilterenin güney yerleşim yerlerinden biri.Devon kontluğunun merkezidir. Çok küçük olmasına rağmen gelişmişlik düzeyi yüksek. Nufusunun çoğunu İngilizler oluşturmakta.Yani klasik rahat İngiliz şehri diyebiliriz. Şehirde Apartman yok denecek kadar az. Bütün evler tek düze ve neredeyse birbirinin aynısı. Bu özellik şehre kendine özgü bi hava katmış. Küçük bir şehir diyoruz ama tarihi Orta Çağlara dayanıyor. Şehrin merkezinde Orta çağdan kalma bir Katedral boy göstermekte.Şehrin içinden geçen Exe nehri birçok kişi için nehir kenarında yürüyüş yapma bisiklete binme olanağı sağlıyor.Nehir kenarları boş bırakılmış. Arkadaşlarla gezerken biran düşünüyoruz. Türkiye de olmuş olsaydık şimdi şurda bir dondurmacı olurdu ya da bir seyyar satıcı 😀 Şehir içinde ulaşım çok kolay. Neredeyse bir çok aile arabaya sahip.Her evin önünde neredeyse son model araba. Şehir içi ulaşım otobüslerle sağlanıyor.Şehirler arası ulaşım içinse uçak, tren ve otobüs seçenekleri bulunmakta. Kurs süresince yanlarında kaldığım aile sanırım bana tipik İngiliz aile hayatını yaşattı. Bir tek evde evcil hayvanımız yoktu. Ev dubleksti ve güzel dekore edilmiş bahçesi vardı.Saat 6 da bütün mağazalar kapanıyor Exeter’de. Belli günlerde mesela cuma ve cumartesi akşamları barlar müzikli oluyor. 18 yaş altı barlara alınmıyor. Zaten genelde üniversite öğrencileri dolduruyor bu barları. Çocuklar her sabah scooter ya da bisikletle okullarına gidiyor. Bir adam sürekli bisikletiyle antreman yapıyor. Zenci bir adam yanınızdan geçerken size selam veriyor.İnsanlar köpekleriyle dışarı çıkmış yürüyor. Sanki hayat ağır ağır akıp gidiyor bu şehirde. Ev sahibim Sue her sabah erkenden bahçeyi sulamaktan bıkmıyor. Peter ise her akşam soccer izlerken içkisini yudumlamaktan..Sessiz ve sakin bir hava çoğu zaman. Bazen komşu çocuklarının havuza atlama çığlıkları bozuyor bu sessizliği.

YIN

DSC00067 DSC00080 DSC00091 DSC00060 DSC00050 DSC00047 DSC00045 DSC00041 DSC00062 DSC00065 DSC00033 DSC00035 DSC00036 DSC00039 DSC00040 DSC00019 DSC00026

Hangi Kursu Seçmeliyim? (CLIL-Content and Language Integrated Learning)

İlk önce CLIL nedir bir bakalım.CLIL günümüzde çok popüler olan yabancı dil eğitimi metotlarından biridir. Matematik, Tarih, Coğrafya, Fen bilimleri, Sosyal bilimler, Vatandaşlık gibi farklı derslerin içeriğinin öğretilirken yabancı dilin öğretilmesini de kapsar. Yani özünde yabancı dil öğretimi değil yabancı dili kullanarak öğretme vardır. KAnada ve Amerika’da yoğun olarak kullanılan bu metot gittikçe Avrupa’da da yaygınlaşmıştır. Ben de ileride Türkiye’de uygulanması muhtemel olan bu metotla ilgili hizmet içi eğitim almak istedim ve Ulusal Ajans’ın veritabanından  Exeter- UK da bulunana CLIL kursunu seçtim.Hiç de pişman olmadım. çünkü hizmetiçine başvuran öğretmenler arasında en yayagın kurs Developing Oral Fluency kursu. Ama bu kursu seçtiğinizde göreceksiniz sınıfın yüzde 80’ni Türkler oluşturuyor. Bu bir dezavantaj çünkü oraya dilinizi geliştirmek için gidiyorsunuz ama hep Türklerle konuşup dönüyorsunuz. Eğer akademik olarak bir şeyler elde etmek istiyorsanız CLIL kursunu seçmenizi öneririm. Şimdi size bu kursta edindiğim deneyimlerimden bahsedeceğim.

DSC00011

İlk olarak CLIL nedir ve nasıl uygulanır. Bunun hakkında detaylı bilgi aldık. Metodolojik olarak inceledik. Kurs İspanyol ve Türk ağırlıktaydı ama kurs eğitmenimiz Carol hep farklı milletleri birbiriyle eşleştirdi Aynı zamanda kursa katılan öğretmenlerimiz farklı branşlarda uzmandılar. Mesela beden eğitimi, sosyal bilimler, fen bilimleri alanında öğretmenlerimiz vardı. Bu bizim açımızdan büyük bi avantaj oldu çünkü farklı konuları İngilizceyle nasıl adapte edeceğimizi uygulamalı şekilde gördük. Çok eğlenceli ders örnekleri elde ettik. Bunları sizinle paylaşacağım. Faydalı olacağını umuyorum. İlk haftamız çeşitli ders örneklerini görme ve metodolojik olarak bunları incelemekle geçti. Tabi bunun yanında çeşitli geziler düzenlendi, farklı etkinlikler yapıldı. Onları farklı bir başlık altında yazacağım. İkinci hafta ise biz grup oluşturup kendi ders planımızı hazırlayıp micro-teaching yaptık. Biz dersimizi sunarken Carol da değerlendirme için notlar aldı ve micro-teaching sonunda hepimize tek tek değerlendirmesini yaptı. Aynı zamanda kurs arkadaşlarımız da izledikleri ders örneğini önceden hazırlanmış rubriklerle değerlendirdiler. Sınıf dili olarak bu kursun bana çok katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda yeni bir metodu kullanarak ders hazırlamış olduk. Diğer arkadaşlardan edindiğim bilgilerle kıyaslayınca bu kursu seçmekle iyi bir tercih yaptığımı düşündüm. Belki ülke olarak bu metodu kullanmıyoruz ama ders kitaplarımız bir çok alandan bilgiler içermekte. Mesela 6.sınıf ders kitabımızda Fen Bilimlerinden, Coğrafyadan alınmış konular var. 8. sınıf ders kitabımızda Tarih2ten Sosyal Bilimler’den alınmış konular var. Hepimiz biliyoruz ki ülkemiz yabancı dil eğitimi konusunda çok büyük eksikliklere sahip. Biz öğretmen olarak kendimizi geliştirip az da olsa bu eksiklikleri giderebiliriz. Çocukların kural ezberleme olarak gördükleri bu İngilizce dersini renklendirip onlara bu dili kullandırabiliriz. Umarım paylaşacağım etkinlikler faydalı olur. (Bir çok etkinliği burada paylaşamayacağım. İlgilenen arkadaşlar ayrıca irtibata geçebilirler.)

Ancient Egypt

Birçoğumuzun Mısır’a karşı ilgisi vardır. Biz de bu Tarih konusunu İngilizce dersinde kullandık. İlk olarak Mısır’la ilgili bir video izletebilirsiniz öğrencilerinize dikkatlerini çekmek için. Sonra onlara aşağıda örneklerini verdiğim etkinlikleri uygulayabilirsiniz. Tabiki değişiklikler yapıp kendi öğrencilerinize göre uyarlayabilirsiniz. Sonra bu konutu farklı alanlarda kullanabilirsiniz. Mesela  Mısır figürleri çizdirme olabilir. Ya da kağıttan Mısır piramitleri yaptırma olabilir.

20130905_17263320130905_17264520130905_172653

20130905_17270520130905_172944

Grup oluşturmanın en eğlenceli yolu

Biliyoruz ki yabancı dil eğitiminde önemli olan konulardan bir tanesi de grup çalışması yaptırmak ya da eşli çalışma yaptırmak. Ama eğer küçük gruplarla çalışıyorsanız çocukları kısa sürede organize etmek, grubu oluşturmak zor oluyor. Bunun için güzel bi çalışmamız var. Aşağıya yüklediğim hayvanların çıktısını alıyorsunuz ve işaretli yerlerden kesiyorsunuz. Eğer parçaları plastik kaplatırsanız bu materyali sürekli kullanabilirsiniz. Daha sonra bu parçaları karıştırın ve öğrencilerinize birer tane seçmelerini söyleyin. Herkes kendi elindeki parçaya bakıp eşini bulmaya resmi tamamlamaya çalışacak. Böylece çocuklar hem sınıfta hareket edip etkinlik için sakinleşecekler hem de siz aynı zamanda grupları oluşturmuş olacaksınız. Çocukların derse olan ilgisi de artmış olacak 🙂  Deneyin derim 🙂

20130905_172742

İşte size bir eğlenceli oyun daha….

Gerçekten inanılmaz derecede eğlenceli bir oyun. Renkli kağıtlara çıktı alıp kesebilirsiniz. Soru kağıtlarımız var. Çocuklar zarla ilerleyip soru kartı ya da Can you…? kısmına geldiklerinde kart çekiyorlar. Ya soruyu doğru cevaplamak zorunda ya da kağıtta yazan hareketleri yapmak zorunda (penguen gibi yürümek mesela) Hem siz hem öğrencileriniz bu oyundan çok zevk alacak…

20130905_173122 20130905_173055 20130905_173102 20130905_173111

Story Telling olmazsa olmaz…

Hepimiz Ginger Bread Man hikayesini biliyoruz. Bu hikayeyi kullanarak bir çok konuyu öğretebiliriz. Body parts olabilir, numbers olabilir. Ginger Bread Man çizdirebiliriz ya da pişirip öğrencilerle yiyebiliriz. İlk önce hikayemizi dinleyip karakterleri sıraya koymalarını isteyebiliriz. En çok sevdikleri karakteri seçmelerini isteyebiliriz. O karakteri çizip boyamalarını isteyebiliriz. Grup olarak rap yaptırabiliriz  ve bir çok eğlenceli aktiviteler uygulayabiliriz…

DSC00001 DSC00002 DSC00004 DSC0000620130905_172606

Ve buraya ekleyemediğim bir çok etkinlik… sizin yaratıcılığınızı kullanarak bulabileceğiniz eğlenceli aktiveteler… Yeter ki bir şeyler yapmaya çalışalım..

YIN

 

 

 

 

 

 

 

COMENIUS- HİZMET İÇİ EĞİTİM

7911

Avrupa Birliği Gençlik Programları kapsamında hizmet içi eğitime nasıl gidilir??

Başvuru süreci

Uzun bi aradan sonra tekrar merhaba. Yaz tatiliydi hayat meşgalesiydi derken bi bakmışım aylar geçmiş. Tabi aylar geçerken biz de boş durmadık gezdik tozduk öğrendik. Bu yazımız Avrupa Birliği Başkanlığı’nın öğretmenlere sunduğu yurt dışı hizmet içi eğitim programıyla alakalı bilgiler içerecektir. Bizzat kendi deneyimlerimi sizinle paylaşmak isterim. Bir çok öğretmenimiz bu tür programlardan habersiz bir çoğumuz ise gözünde büyüterek başvuru bile yapmıyor.  Hizmet içi eğitim programı seçilen öğretmenlerin belirlenen ülkelerde en az 2 haftalık en çok 6 aylık eğitim görmelerini sağlayan bir program. Masraflarınız devlet tarafından hibe edilir size ise gezip görmek aynı zamanda öğrenmek düşer. Peki bu programa başvuru yapmak için şartlar nelerdir? http://www.ua.gov.tr/  buradan bakabilirsiniz.

Gerekli şartları sağlıyorsanız eğer Turna sistemine üye oluyorsunuz ve oradan başvuru formunu indiriyorsunuz. İlk başvurunuzda çıkmazsa pes etmeyin tekrar tekrar deneyin. Ama size tavsiyem çok tercih edilmeyen kurslara başvurmanız. Tabi size uygun olan bölümlere. İngilizce öğretmenleri arasında en çok popüler olan ülke tabi ki İngiltere. Avrupa birliği başkanlığının sitesinden size uygun olan kursu seçip başvurunuzu doldurmaya başlayın. Neden bu kursu seçtiniz size ne gibi faydalar sağlayacak bu sorulara mantıklı cevaplar vermeniz gerekiyor. Aynı zamanda seçtiğiniz kurs yetkilileriyle irtibata geçip davet mektubu almanız gerekiyor. Onlar zaten biliyor her şeyi siz mail attığınız zaman yol göstereceklerdir. Başvuru formunu doldurduktan sonra turna sistemine yüklüyorsunuz ve başvurunuzun çıktısını alıyorsunuz. Aldığınız her sayfayı paraflayın ve en son sayfayı imzalayın. Kurumunuzun da onaylaması gerekiyor. Mavi mürekkebe dikkat!!! Kullandığınız kalemler yine mavi renkli olsun. İşlemler tamamlandıktan sonra bütün belgelerinizi ve formunuzu ilgili kuruma postalıyorsunuz. Artık yapacağınız tek şey beklemek. İki ay içerisinde sonuçlanıyor. Size diğer tavsiyem ise seçtiğiniz kursun tarihi sonucun açıklanma tarihine uzak olması. Çünkü çok çok kısa sürede vize ve pasaport işlemlerini halletmeniz gerekecek ki bu da kolay olmayacak. Kursun bir kısmını kaçırma riskiniz var.

Kabul süreci

Sonuçlar açıklandı ve kabul edildiniz. Size mail gelecektir zaten. Eğer pasaportunuz yoksa hemen bulunduğunuz yerdeki emniyet müdürlüğüne pasaport için başvuruda bulunun. size en uygun olan pasaport çeşidi hangisi ise onu alın. Hizmet pasaportu olmak zorunda değil. Bordo pasaport da alabilirsiniz. Ben hemen biletimi de almıştım. Risk almak istemezseniz sözleşmenizin gelmesini bekleyip öyle alabilirsiniz biletinizi. Gece saatlerine almaktan korkmayın biletinizi. İngiltere’de ulaşım o kadar rahat ki gece gündüz fark etmez. ucuz bilet almak için de kasmayın kendinizi. Size verilen hibe tutarında alabilirsiniz. tabi ki diğer harcamalarınızı da göz önünde bulundurarak. Ben Londra Heathrow havaalanına aldım biletimi. Sonra Paddington istasyonundan Exeter’e trenle geçtim. Dönüşüm de yine aynı şekilde oldu. Tren yerine otobüs kullanabilirsiniz. Daha uygun ama daha uzun sürüyor. Sözleşmenizi imzalayıp bir örneğini tekrar kuruma gönderin. Ve mümkün olduğunca kısa sürede vize başvurusunda bulunun. Bu arada kursunuzu bilgilendirmeniz gerekli kabul edildiğinize dair. Sözleşmeniz yapıldıktan sonra 40 gün içinde hibe miktarının yüzde 80 i hesabınıza yatırılacaktır. Yüzde 20 si döndükten sonra. İşlemleri tamamladınız artık bavul yapma zamanı 🙂 Bir şey daha: Kursunuzun bittiği tarihte dönmek zorunda değilsiniz. Bir müddet tatili uzatıp gezebilirsiniz tabi ki kendi kesenizden 😀

YIN

(Bir sonraki yazım : İngiltere Günleri- nerde kalınır, ne yenilir, ne içilir, nereler gezilir)

Çocuklara Yabancı Dil Öğretimi.

       Yeniden merhabalar!Biliyorum, ara yine uzadı biraz ama uzun zamandır yazmayı düşündüğüm  ve bir türlü fırsatını bulamadığım ,benim adıma önemli bir konuyla geri döndüm 🙂 Kardeşim Yin bildiğiniz gibi yetişkinler için İngilizce öğrenmenin on kuralından bahsetmişti.İki buçuk yaşında bir oğlu olan İngilizce öğretmeni olarak 🙂 ben de çocuklara yabancı dil öğretimi hakkında yazmaya karar verdim.İki İngilizce öğretmeninden de ancak bunlar beklenirdi zaten 🙂 .

                      İlk olarak kendi çocuğumdan örnekler vermek istiyorum.Mehmet deniz su an İki buçuk yaşında ve basit İngilizce dediğimiz temel kavramların neredeyse hepsini biliyor.Hayvanlar,renkler,sayılar,”merhaba,nasılsın”,ya da” dur ,zıpla,gel ,git” gibi temel yapıları da.Bunun yanında Türkçe’yi de yaşından beklenmeyecek  kadar düzgün ve kibar kullanıyor.Şimdi, çocuklar dili nasıl ediniyor ona bakalım :).images

                    İster yetişkin olsun,ister daha yeni doğmuş bir bebek.Bir dili, anadil olarak ya da anadil gibi öğrenmenin tek yolu o dile MARUZ KALMAKTIR diyor  S.KRASHEN.Peki maruz kalmak nedir?Şöyleki; biz çocuklarımıza kendi dilimizi öğretirken ,herşey doğal akışında seyrediyor ve çocuk bunu zaman içerisinde ,çevreden duyarak,tekrar ederek pekiştirip,öğreniyor.Çünkü bir bakıma başka şansı da yok ve diğer taraftan yaşamının olağan ,zorlamayan bir parçası bu.Yani ;eğer bir dili anadil gibi öğretmek istiyorsanız ,yapmanız gereken ilk ve belki de en önemli şey; dili çocuğun hayatına yerleştirmek!Ve bolca tekrar.( bu arada su an bütün ders kitaplarım geçiyor kafamdan :).Umarım toparlayabilirim:).)

                     0-3 yaş arası çocuklara  yabancı bir dil öğretirken aklımızda bulunması gerekenler de var tabi ki.Bunlardan en önemlileri ise;eğer ikinci dili de ana dil kadar yoğun şekilde veriyorsanız ( mesela anne devamlı İngilizce, baba ise devamlı anadil kullanarak) iki dilin de ortaya çıkma süreci ,tek dil edinmekten daha uzun bir süre kaplayabilir.Bu sorun olmayan bir durumdur.Normalde iki yaş itibariyle kendi ana dilini konuşabilecek bir çocuk,iki dil öğreniyorsa daha geç konuşabilir.Ama neticede her iki dili de ana dili gibi konuşabilecektir.Yeter ki eşit şekilde dile maruz kalsın!Ama benim gibi düşünenlerden ve daha esnek olanlardansanız,çocuğa dili sevdirmek için tavsiyelerim şunlar (naçizane 🙂 )

    *İlk olarak, doğumundan itibaren yoğun değil ama düzenli bir şekilde dili hayatınıza katın.Mesela;söylediğiniz çok basit kelimelerin İngilizcelerini de söyleyin.İlk bebeklik döneminde duymak,çok ayırdedici bir yoldur onlar için.Zaten ilk aylarda sadece görsel ve işitsel öğrenmeye eğilimli olan bebekler duyarak ve görerek depolamaya başlarlar :).Yaklaşık dokuz ay sonunda artık görme duyuları da çok çok ön plana geçmiştir.İşte tam bu evrede ,tekrarlarınızı görsellere dökebilirsiniz.Ayına uygun,altında İngilizcesi yazan hayvan kitapları Mehmet denizin çok ilgisini çekmişti.hayvanlar images (3)

 

      *İkincisi ,çocuğa bunları dayatmak ,zorlamak yerine doğal akışında duymasını ve öğrenmesini destekleyin.Ve en önemlisi,ona tekrar ettirmekten kaçının.Bırakın o sizi devamlı duysun ve canı istediği zaman tekrar etsin.İşte tam burada ,kendi kendine tekrar ettiğinde ise onu övmeyi ve bir öpücükle ödüllendirmeyi unutmayın.Sözlerimiz değil çünkü çocuklarımızı eğiten ,onlara hissettirdiklerimiz 🙂

      İlk yaşımız bunlara benzer materyallerle ,oyuncaklarla desteklenebilir.Bu aşamada  BABY TV’ nin kısa proğramlarından da faydalanabilirsiniz.İllaki satın almasanız bile olabilir.Çevrenizdeki herşeyi birer eğitim aracı olarak kullanabilirsiniz 🙂 Kendi burnunuzu,kulağınızı dahi,ya da bir kaşık,ya da gazete…..Önemli olan kalıcı hale getirmek için bolca tekrar.Ama kendi kendimize ve karşılık beklemeden 🙂

      *Gelelim iki yaş civarına.İşte en zevkli ve bol gülmeli kısım burası bence 🙂 Artık anadili de iyiden iyiye gelişmiş olan çocuğunuzla oynadığınız her anı yabancı dil eğitimine dönüştürebilirsiniz.Basit komutlar kullanarak diyalog kurabilir,hayvanları taklit yoluyla isimlerini öğretebilirsiniz.Artık materyal seçme sıkıntınız da kalmamıştır çünkü olmayacak şeyler oyuncağınız olabilir 🙂 Bu süreçte olabildiği kadar oyun ve şarkılar yoluyla da tekrar yapmak,bebekliğinden beri duymaya aşina olduğu kelimeleri dillendirmesine yardımcı olabilir.Çünkü çocukların üretmekte en rahat oldukları yerler şarkı söylerken ve farklı karakter altında oyun oynarkendir.Digitürk’te  çok kaliteli çizgi filmler var İngilizce öğretmek adına .Sorular sorarak,cevabını bekleyerek,çocuğu da içine dahil ederek beğenimi ve onayımı almış çizgi filmler ( tabi sizinle birlikte ,konuşarak ,gülüşerek izlemesini öneriyorum.Daha etkileyici ve öğretici oluyor bence.)Ve şarkılar!!Belki de çocukları en çok eğlendiren aktivitenin İngilizce olması, onları  dili sevmeye ve daha çok kullanmaya yönlendirecektir.Mehmet denizde işe yarayan şeylerin başındadır neredeyse 🙂 Bazılarını eklemek istiyorum 🙂

http://youtu.be/t99ULJjCsaM

http://youtu.be/nUeS6gabSkE

http://youtu.be/JfwqSXmJ-mE

  Tabi ki hepsini ekleyemem bu yüzden diğerlerini yazıyorum.skeleton dance,old mc donald,finger family,twinkle twinkle little star.Daha pek çok şarkıyı bulabilir ve kullanabilirsiniz.

        Bunların dışında, içeriğinde oyun olan her türlü aktivite  çocuğunuzu öğrenmeye teşvik eder.Telefonlara ya da tabletinize indireceğiniz pek çok oyun olabilir.Büyük kitap marketlerden bulabileceğiniz hafıza kartları olabilir.Hatta bizim Mehmet denizle en eğlendiğimiz şeylerden bir tanesi de ,yabancı müzik kanallarını açıp ,ana -oğul koltukta zıplayarak şarkıya eşlik etmek 🙂 .Sonrasında mutfaktayken bana seslenme tarzı :  “”Heyyy ! şekşiii leydiiii” 🙂

    Dedim ya en eğlenceli zaman diye.Bu zamanların kıymetini bilin bence.Gerek eğitim yönünden gerekse eğlence yönünden.İkisini birleştirebilirseniz oh ne ala!!!Ama herşeyde olduğu gibi kilit kelime ;SEVGİ…..SEVDİRİN…

                                                      Umarım işinize yarar :))                                                                        YANG    🙂

      

 

Ruhumdaki ikilem…

“Gönlümle başbaşa düşündüm demin”  derken bile unutulmamış anların habercisi bu şarkı bana…Gözlerimi kapatıp her çizgisini,her kıvrımını anımsadığım bir yüze , “bence artık sen de herkes gibisin ” diyememenin ikilemi…Unutmaya çalışmak bir taraftan,bir taraftan korkmak aklımda kalan siluetini kaybetmekten bir gün…Yeniden ,tekrar tekrar yaşamak senli anlarımı ama silmeyi istemek kapanmayan bir yara gibi tenimde duran kokunu…Ölmek ve yaşamak kadar zıt ama yanyana işte…

YANG

Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur..

İşte yine bir muhteşem Bollywood filmi daha. Tarzıyla Fransız filmlerini aratmıyor aslında. Diyoruz ya hep sevdiğimiz kişiyle iletişimimiz olsun iyi anlaşalım diye. Bu film bize anlaşmanın kelimelerle olmadığını gayet iyi gösteriyor. Anlaşmak kalple oluyor birbirini hissetmekle. Filmimizin baş karakteri Barfi işitme ve konuşma engelli bir genç.Ama bir o kadar hayat dolu sevgi dolu. Bir gün Shuriti adında bir kız taşınır kasabaya ve Barfi’nin hayatı değişmeye başlar. Ama Shuriti’nin ailesi onun normal bir evlilik yapmasını istemektedir. Shuriti ailesine uygun bir gençle evlendirilir ve kasabadan taşınır. Barfi umtsuzlukla boğuşurken bir yandan da babasının hastalığı ortaya çıkar. Bababsını ameliyat ettirmek için türlü belalara bulaşır ama hiç biri Jhilmill kadar Barfi’yi Etkilememiştir. Jhilmill otizm hastası bir genç kızdır. Bağlanma problemi vardır ve dedesinden kendine yüklü bir miras kalmıştır. Barfi Jhilmill’in çocukluk arkadaşıdır ve onu fidye için kaçırır. İşler sarpa sarar parayı almasına rağmen Jhilmill’den kurtulamaz çünkü Jhillmill ona bağlanmıştır. Barfi de gitgide Jhilmill ‘in varlığına alışmıştır ta ki yolları Shruiti ile tekrar kesişene kadar…  Filmimizin en güzel tarafı konuşmaların fazla olmamasına rağmen duyguların müzikle anlatılması olmuş. Kullanılan müzikler gerçekten harika. Tek beğenmediğim kısım ise karakterlerin yaşlandırılmış halleri hiç gerçekçi değildi. Ama yine de izlenmeye değer bir film.

YIN

   

İstanbul’um :)

2013-05-11 17.58.15 2013-05-11 17.58.21 2013-05-11 15.50.11 2013-05-11 15.47.52 2013-05-11 15.47.26 2013-05-11 15.47.20 2013-05-07 16.21.38 2013-03-31 13.13.29 2013-03-31 13.13.17 2013-05-07 16.21.38

 

KÜRK MANTOLU MADONNA:TUTKUNUN ADI…

indir (2)

“Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca…”diyerek başlıyor kitabın arka yazısı.On seneden fazla geçmesine rağmen ,dört beş aylık beraber geçen zamanın, bir hayata nasıl yön verdiğini,bir erkeğin gözünden tutkulu bir hayatı görüyoruz…İçeriğindeki edebi kelimeleri anlamak ara sıra zorlaştırsa da işimizi, kitabın teması hissettiriyor kendini.Uzun zamandır okumayı bekleyen kitaplarım arasındaydı ve sonunda bitirdim 🙂 Daha öncesinde edindiğim bilgilerden midir ,benim beklentilerimin fazlalığından mı bilemiyorum , daha yüklü olması gerektiğini düşündüğüm yerler de oldu. Konusunu çok merak ettiğim için çabucak bitirdim.Ama en etkili tarafı;bir kadın olarak,bir kadına böylesine tutkulu olmayı erkek gözüyle görmek gerçekten farklı düşünceler açıyor insana…Bir insanın hayatınıza neler katabileceğini ya da neler çalabileceğini görüyorsunuz.Ya da çalarken bile nasıl sizi büyüttüğünü,çoğalttığını…

İşte kitaptan hoşuma giden bazı alıntılar.

“Onun yaşadığı yerde yaşamak ,onun gibi yaşamak demek değildi.”

“Bütün basit insanlarda olduğu gibi,kederden sevince ,heyecandan sükunete geçiyor ve bütün kadınlar gibi her şeyi çabucak unutuyordu.”

“Yaşamak,tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek,hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak;herkesten daha çok,daha kuvvetli yaşadığını,bir ana,bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak…Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek,onu bekleyerek yaşamak…”

“aşk bence istemektir.Mukavemet edilemez bir istemek…”

                                                            YANG 🙂

Previous Older Entries

%d bloggers like this: